Dil Edinimine Rasyonalist Yaklaşım

Dil Edinimine Rasyonalist Yaklaşım

1950’ye kadar klasik koşullandırma yöntemiyle dil edinme ve konuşma olgularına açıklık getirmeye çalışılan bir kuram var. Davranışçılık olarak nitelendirilen kuram, başta Amerika’da John Watson ve Rusya’da  Pavlov’un Köpeği deneyi ile dünyaca tanınan Ivan Pavlov’un öncülüğünde geliştirildi.

Davranışçılar, psikolojide insanların geçmiş, bugün ve gelecek gibi zaman kavramları arasında bağ kurma ve yorumlama becerisini, zihin gibi soyut bir kavramı göz ardı ederek tamamen deneye dayalı, bilimsel bir yaklaşım üzerine kuramlarını temellendirdiler. Bu yöntem, Ivan Pavlov’un geliştirdiği  klasik koşullandırmaya dayalıydı.

Deneye göre, bir köpeğe gösterilen ancak yemesine izin verilmeyen et parçası, doğal uyarıcı niteliğini taşıyordu. Eti her gördüğünde salya salgılayarak tepki oluşturmaya başlayan köpek, bir zaman sonra etin verileceği anda zile basılarak yapay uyarıcı devreye sokulur. Böylece et ve zil sesini birbiri ile bağdaştıran köpek, zil sesini her duyduğunda koşullanan zihninin etkisi ile hareket ederek, yiyeceği görmese dahi salya salgılamaya devam eder.

1950 döneminin psikoloji-dil etkileşiminde, davranışsal yaklaşımın klasik koşullanma çerçevesinde kelimelerin nasıl duygusal anlam kazandığını açıklamak için kullanıldığı görülür. 20. yüzyıl psikologlarından olan Frederic Skinner ise bu görüşü destekler. Ona göre konuşma eylemi, bir öğrenme, etki-tepki süreci sonucudur. Bu süreçte dil, pekiştirme ve genellemeler yapmanın bir ürünü olarak ortaya çıktığı savunulur.

1960 başlarında, bir dilbilimci ve aynı zamanda filozof olan Noam Chomsky, dil ve konuşma becerisini rasyonalist bir açıdan ele alır ve bu yönde oluşturduğu ‘’Üretici Dilbilgisi’’ teorisini geliştirir. Teori, direkt olarak insanların doğuştan gelen bir dil edime potansiyeline sahip olduğunu açıklar. Davranışçı yönteme karşı çıkılan fikir, buradan doğar. Dil öğrenme ve konuşma yetisi, zaman içerisinde gelişen bir koşullanma sonucu kendini gerçekleştirmez. 

Hiçbir bebek ana dilini konuşarak dünyaya gelmez elbette, ancak hayvanlardan farklı olarak bizler, bulunduğumuz kültürde gelişen dile maruz kaldığımız süre boyunca  öncelikle söz dizimini kavrıyor ve bu bağlamda yeni cümleler üretebiliyoruz. Örneğin, maymunların sahip olduğu 36 ses çağrısı vardır ve  içgüdüsel olarak bu sesleri bulunduğu duruma göre tekrar etme eğilimindedir. Yani hayvanların iletişimi, geçmiş ve gelecek hakkında bir yargı içermez. İnsanlarda böyle bir sınırlandırma olmadığı gibi, bizler düşünme üzerine de düşünerek yeni tümceler üretebiliyor ve dili, iletişimde yalnızca bir çağrı veya tepki olarak kullanmıyoruz. Dilin, üretici ve esnek olma gibi özellikleri üzerine yaptıkları çalışmalar ile bilişsel psikodilbilime öncü olan Noam Chomsky ve George Miller’ın, psikolojide davranışsal yaklaşıma karşı argümanlar geliştirerek getirdiği bilişsel perspektif sayesinde, bugün bebeklerin dil edinim sürecini anlıyor ve dil üzerine derinlikli çalışmalar yapabiliyoruz.

Hilal Kalkan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir